top of page

BİZİMLE İLETİŞİME GEÇİN

BİZİ TAKİP EDİN

  • Instagram
  • Linkedin
  • Youtube

2025’e Bakış: Zorluklar ve Fırsatlar

  • Yazarın fotoğrafı: Ekinciler Grup
    Ekinciler Grup
  • 28 Nis 2025
  • 3 dakikada okunur

Dr. Hüseyin Soykan — Ekinciler Grup Genel Müdürü / İcra Kurulu Üyesi


Çelik Üreticileri İçin Çifte Tehdit: Artan Maliyetler ve Azalan Karlılık


EKİNCİLER Grup Genel Müdürü ve İcra Kurulu Üyesi Dr. Hüseyin Soykan, küresel piyasalardaki gelişmelerin Türk çeliğine yansımalarını anlattı.


Çelik sektörü, küresel ve yerel ekonomik koşulların doğrudan etkilediği stratejik bir sanayi dalı olarak, 2024 yılında birçok zorlukla karşı karşıya kaldı. Enflasyonu dizginlemek amacıyla uygulanan yüksek faiz politikaları, sanayi üretiminde yavaşlamaya ve dolayısıyla çelik talebinde daralmaya yol açarken; döviz kurundaki baskılanma, ihracatçı üzerinde olumsuz etkiler yarattı. Öte yandan, deprem bölgesinde sürdürülen inşaat faaliyetleri sektöre kısmi bir destek sağladı.


Dış piyasalarda ise Rusya–Ukrayna savaşı, Orta Doğu’daki gerilimler ve Avrupa Birliği ekonomilerinde yaşanan durgunluk, sektör açısından zorlu bir ortam oluşturdu. Küresel piyasalarda karbon ayak izinin azaltılmasına yönelik düzenlemeler ve rekabetin artması, Türk çelik üreticilerini de yeni stratejiler geliştirmeye yönlendiriyor.


Bu kapsamda, Ekinciler Holding Genel Müdürü ve İcra Kurulu Üyesi Dr. Hüseyin Soykan ile çelik sektörünün 2024 yılını nasıl geçirdiğini, mevcut ekonomik koşulların sektöre etkilerini ve 2025 yılına dair beklentilerini konuştuk.

Türk çelik sektörü açısından 2024 yılı nasıl geçti?

İçeride enflasyonun dizginlenmesi için başlatılan yüksek faiz politikasının doğal sonucu olarak sanayi aktivitesinin yavaşlaması, çelik tüketimini aşağı çekerken; deprem bölgesinde sürdürülen inşaat faaliyetleri ise talep açısından olumlu yansımıştır.

Döviz kurunun baskılanması ise, artan ihracat tonajına rağmen; elde edilen gelirin Türk lirası karşılığını önemli oranda düşürmüştür. Dışarıda ise devam eden Rusya–Ukrayna savaşı yanında, İsrail’in Filistin ve Lübnan’a yönelik saldırılarıyla devam eden jeopolitik riskler, başta Almanya olmak üzere AB ekonomisindeki yavaşlama, yıllardır hızla büyüyen Çin’deki emlak sorunları dikkat çekmektedir. Özetle, keyifsiz bir yıl geride bırakıldı.


Artan üretim maliyetlerine rağmen döviz kurunun düşük kalması ve çelik talebinin düşmeye devam etmesi şirketlere ve çelik sektörüne nasıl yansıyor?


Başta enerji, hammadde ve işçilik olmak üzere üretim maliyetlerinde yaşanan artışa rağmen döviz kurunun düşük seviyelerde kalması, ihracat yapan firmaların kârlılıklarını olumsuz etkilemektedir. Çin ve Hindistan gibi ülkelerle karşılaştırıldığında döviz kazançlarının azalması, ihracatçıların kârlılığını küresel piyasada önemli ölçüde daraltmaktadır.

Soykan: “2024’te Türk Çelik Sektörü Zorluklarla Mücadele Etti”

Yüksek maliyetler ve düşen talep ile birlikte likidite sorunları, şirketlerin nakit akışlarını zorlaştırarak finansal kırılganlıkları açığa çıkarmakta ve bu durum özellikle küçük ve orta ölçekli üreticiler üzerinde ciddi baskı oluşturmaktadır.


İhracat açısından zor geçen bu dönemde rekabetçi bir döviz kuru politikasının hayata geçirilmesi, dampingli ithalata karşı daha etkin koruma önlemleri alınması ve enerji fiyatlarının kontrol altında tutulması, sektörümüzün sürdürülebilir bir şekilde faaliyetlerine devam edebilmesi açısından büyük önem sahiptir.

Karbonsuzlaşma sürecinin yansımaları çelik sektörüne nasıl yansıyor?

Yeşil dönüşüm, sektörün gündeminde önemli bir yer tutmaktadır. Karbon emisyonunun azaltılması ve düşük karbon ayak izine sahip ürünlerin üretilmesi yönündeki çalışmalar, özellikle Avrupa Birliği’nin bu yıl devreye aldığı karbon düzenleme mekanizmasıyla çok daha kritik hale gelmiştir.


Türk çelik üreticileri, rekabet gücünü koruyabilmek adına yatırımlarını bu alanda yoğunlaştırmak zorundadır. Türk çelik üreticileri olarak ihracat hacmimizin üçte birini yaptığımız AB’nin bu yeni sürecine adaptasyon; hem enerji tasarrufu, hem üretim verimliliği hem de karbon yönetimi açısından kritik bir döneme geçiş anlamına gelmektedir.

2025 için öngörüleriniz neler?

Türk çelik sektörünün; küresel ekonomik ve siyasal dinamikler, iç piyasa koşulları, çevresel sürdürülebilirlik hedefleri ve teknolojik dönüşüm ile şekillenmesi beklenen 2025 yılında önemli zorluklarla karşı karşıya kalacağını söyleyebilirim.


Bunun yanında ülkemizde inşaat ve altyapı projelerinin devam etmesi ve özellikle deprem sonrası yeniden yapılanma süreci, talebin belirli bir düzeyde kalmasına imkân sağlayacaktır.

Öte yandan global üç hususa dikkat çekmek isterim:


  1. Dünya ham çelik üretiminin yarısından fazlasını yapan Çin’deki ekonomik gelişmeler, küresel piyasalarda takip edilmesi gereken en önemli olgu olarak karşımıza çıkmaktadır.

  2. Çin’in ekonomik döngüde çelik üretiminde yavaşlamaya geçiş yapması, küresel hurda bazlı üretim yapan ülkeler için deflasyonist bir baskı yaratmaktadır.

  3. Yeşil çelik trendi için de fevkalade önemli olan karbon ayak izinin azaltılması ve sürdürülebilirlik çalışmaları, küresel çapta hurdaya olan talebi artıracaktır.


Türkiye için büyük önem taşıyan Avrupa pazarında yaşanması muhtemel ihracat kısıtlamaları da ülkemizi 2025 yılında yakından etkileyecektir. Son olarak, Trump’ın uygulayacağı korumacı politikaların dikkatle izlenmesinin yararlı olacağı kanaatindeyim. 2025’i zor bir yıl olarak görüyorum.

Son olarak çelik sektörüne dair görüşleriniz ve eklemek istedikleriniz varsa belirtiniz…

Türkiye, özellikle Avrupa, Orta Doğu ve Afrika gibi bölgelere önemli miktarda çelik ihraç etmektedir. Avrupa’da 2026 yılında resmen başlayacak sınırda karbon düzenlemesi öncesi son yıla girilirken, Türkiye’nin ihracat stratejilerini yeniden değerlendirmesi gerekecektir.


Türk çelik sektörü, rekabetçiliği ve sürdürülebilirliği için; tonajlı ve düşük maliyetli üretim yanında, tonajı az da olsa nispeten katma değeri yüksek nihai ürünleri üretmeye yönelik çabalarını artırmalıdır.

Bu strateji özellikle otomotiv, havacılık ve enerji sektörleri gibi yüksek kaliteli malzeme talep eden endüstriler için de önemli derecede faydalı olacaktır.


Mevcut jeopolitik bu yıl da devam etme eğiliminde olması, özellikle hammadde–enerji tedarik zincirlerinde ve ticaret ilişkilerinde kırılganlıkları artırabilir.

Bu nedenle, Türk çelik sektörünün gerek tedarik gerekse satış kanallarında daha esnek stratejiler geliştirmesinde fayda var diye düşünüyorum.


Her türlü olumsuzluğa rağmen Türk çelik sektörü; sanayimizin belkemiği olarak, ülkemiz ekonomisine azami katkı vermeye devam edecektir.


Rapor Dergisi, Nisan 2025.




 
 
 

Yorumlar


bottom of page